Önce dış kaynaklı türbülans mali piyasaları sarstı. Sonra yüksek mayıs enflasyonu geldi. Merkez Bankası olağanüstü PPK toplantısı ile gecelik faizleri artırınca sinirler gerildi. Gündemin tepesine para politikası yerleşti.
İktisatçılara gün doğdu. Hem teori hem uygulama açısından para politikası çok tartışmalı bir alandır. Diğer görüşleri benzeşen iktisatçılar arasında bile sıra para politikasına gelince kavga çıkabilir.
Ayrıca Türkiye'nin özel koşulları var. Ekonominin dış türbülansa çok olumsuz bir konjonktürde yakalandığı artık gizlenemiyor. Bu süreçte 2003 sonrasında uygulanan yanlış para politikasının sorumluluğu iyice belirginleşiyor.
Geçen yazıda para politikasının iki muhtemel amacını ayırt ettik. Döviz satarak kura müdahale durumu Merkez Bankası'nın mali piyasa istikrarına öncelik verdiği anlamına gelir dedik. Müdahale oldu.
İki farklı tehlike
Toplumların ve iktisatçıların başına para politikası sorunlarını saran, kıymetli maden cinsinden karşılığı olmayan kağıt paranın icadıdır. Literatürde "kanuni para" (fiat money) denir. Özelliği yetki kimde ise istediği kadar basabilmesidir.
Pek çok ülkede hükümetler kağıt paranın sağladığı bu olanağı kullanmak istedi. Kamu harcamalarının para basarak karşılamaya kalkıştı. Hikâye hep aynı şekilde, hüsranla bitti: Enflasyon, durgunluk, kriz vs.
Bu ortam para basma tekeli verilen kurum üstünde hükümetin yetkisini kısıtlama talebini güçlendirdi. Merkez Bankası'nın bağımsızlığı kavramı böylece oluştu. Hatta Merkez Bankası'nın devlete borç vermesi bile yasaklandı.
Ancak, bir süre sonra para basma ile sadece hükümetin çıkar ilişkisi olmadığı anlaşıldı. Mali piyasa da bire bir etkileniyordu. Üstelik Merkez Bankası bankaların bankası idi. Yani mali piyasalarla tanım gereği iç içe yaşıyordu.
Merkez Bankası'nın bağımsızlığını yeniden tanımlamak ihtiyacı oluştu. Demek ki sadece hükümete karşı bağımsızlık yetmezdi. Merkez Bankası'nın mali piyasaların kuklası olması da bir o kadar yanlış olurdu. Mali piyasalardan bağımsızlığı da zorunlu idi.
Önemli bir soru
2001 krizi sonrasında Merkez Bankası'nın siyasi iktidardan bağımsızlığı Türkiye'de de çok önemsendi ve vurgulandı. Başkan seçimi bu açıdan değerlendirildi. Giden yönetimin bağımsızlığı sağladığı düşünüldü.
Buna karşılık Merkez Bankası'nın mali piyasalardan bağımsızlığı ilkesi sessiz geçiştirildi. Hatta tersine, para otoritesi ile mali piyasalar arasındaki yakın ilişkiyi yararlı gören tavır öne çıktı.
Soruyu açık soralım: Dalgalı kur rejimi ile para politikasında tam yetkili kılınan Merkez Bankası bağımsızlığını mali piyasalara karşı da koruyabilmiş midir? Yoksa bağımsızlık siyasetle sınırlı mı kalmıştır? Sorması benden, cevabı sizden...