|
Sermaye hareketlerinin ulusal ekonomilerde yaratması olası
dinamiklerin anlaşılması çabasının daha başlangıcında iki
temel soruya yanıt bulmak gerekiyor. Bir ekonomiye sermaye
neden gelir? Gelen sermaye ne tür etkiler yaratır?
Sermaye hareketlerinden en çok etkilenen ülkelerden birisi
de biziz. Türkiye ekonomisi bağlamında bu iki soruya verilecek
yanıtlar hem iktisadi gelişme desenimizin hem de iktisat politikalarımızın
belli bir perspektife oturtulabilmesi açısından bizi çok ilgilendiriyor.
Geçtiğimiz hafta böyle bir çabanın ürünü olan bir araştırma
yayımlandı. Merkez Bankası'nın web sayfasında Ali Çulha'nın
' A Structural VAR Analysis of the Determinants of Capital
Flows into Turkey' başlıklı araştırması açıklandı. Türkçesi
' Türkiye'ye Sermaye Girişinin Belirleyicilerine İlişkin bir
Yapısal VAR Analizi' olarak ifade edilebilecek araştırmasında
Ali Çulha bu sorulardan birincisine dönük bazı yanıtlar üretiyor.
Yani araştırma bize neden sermaye geliyor sorusuna cevap arıyor.
Araştırmanın tümünü buraya aktarmanın olanağı yok kuşkusuz.
Ana çatısına ve temel bulgularuna işaret etmekle yetineceğim.
Ali Çulha, bu konulardaki literatürden hareketle, konuya genel
ve soyut biir çerçeve çizerek başlıyor, sonra esas araştırma
konusuna, yani sermaye girişlerinin nedenlerine eğiliyor.
Sermaye girişinin nedenleri, başlangıçta, yine literatüre
referansla, iki gruba ayrılıyor. Ulusal ekonominin kendi yapısı
ya da işleyişinden kaynaklanmayan, bütünüyle kendi dışında
belirlenen ve uluslararası sermayeyi ülkeye yönlendiren, adeta
iten, etkenler birinci grupta yer alıyor. Bunlara zaten 'iten
faktörler' (push factors) adı veriliyor. Gelişmiş ülkelerdeki
faiz düzeyi, üretim artış hızı vb. değişkenler iten faktörleri
oluşturuyor. Bir de uluslararası sermayeyi ulusal ekonomiye
'çeken faktörler' (pull factors) var. Bunlar da bütünüyle
ulusal ekonominin kendi işleyişi içinde oluşan etkenler. Örneğin
büyüme hızı, içerideki faiz oranları, döviz kuru rejimi, enflasyon,
ulusal kredi hacmi, hisse senedi fiyatları, kredibilite, makroekonomik
istikrar vb. gibi etkenler de bu grupta yer alıyor.
Ali Çulha araştırmasında böyle bir analitik çerçeve kullanarak
1992- 2005 döneminde ve kriz öncesi (1992-2001) ve kriz sonrası
(2002-2005) olmak üzere iki alt dönemde Türkiye ekonomisine
sermaye girişlerinde iten ve çeken faktörlerin etkisini irdelemiş.
Yani sermayeyi biz mi çekmişiz yoksa onlar mı itmiş sorusuna
yanıt aramış.
Ayrıntısı bir yana, araştırmanın ana bulgusu çok açık. Hem
tüm dönemde hem de alt dönemlerde sermaye giriş-çıkışı üzerinde
çeken faktörler daha etkili olmuş. Yani sermaye girişini esas
olarak bizim değişkenlerimiz belirlemiş.
Kriz sonrası dönemde (2002-2005) Türkiye ekonomisinde sermaye
girişini çeken en önemli faktörün içerideki reel faiz oranı
olması belki de araştırmanın daha da önemli bir bulgusunu
oluşturuyor. Reel faizi hisse senedi fiyatlarının takip ediyor
olması da Türkiyedeki reel getirilerin yüksek düzeyde seyretmesinin
yoğun sermaye girişini ülkeye davet eden en önemli etken olduğuna
işaret ediyor.
Böyle bir araştırmaya önayak olduğu için Merkez Bankası'na
teşekkür etmeliyiz. İktisat politikası tartışmalarımıza açıklık
getirdiği için esas teşekkürü araştırmacı Ali Çulha'ya borçluyuz.
Araştırma bulgularının bu ülkede iktisadi toparlanmanın sağlandığı,
kredibilitenin önemli ölçüde düzeldiği, risklerde düşme yaşandığı,
nominal faizin de düşme eğiliminde olduğu bir dönemde reel
faizin neden hep yüksek kaldığı, dolayısıyla neden bu kadar
yoğun bir sermaye girişine muhatap olduğumuz gibi can alıcı
(ve can acıtıcı) soruların şimdi daha yüksek sesle sorulmasına
yol açacağını düşünüyorum.
|